18 Eylül 2007

Darwinist Bir Kara Ütopya

"Eğer birinin pabuçlarıyla yürümeyi denemediyseniz, onu yargılamadan önce iyi düşünün" - Navaho Atasözü

Yine ateşli bir evrim tartışmasının tam ortasındayken Türker Yılmaz verdi bu fikri bana. Evrim kuramının bilim toplumunda genel kabul gören tek kuram olduğunu, bu gerçeğin hakkının verilmesi gerektiğini söylediğimde, haklı olarak genel kabulün mutlak doğruluk anlamına gelmediğini söyledi. Bu savını güçlendirmek için de politik tercihlerle analoji kurdu. Çok oy alan partinin ülke yönetimine en uygun parti olduğunu iddia edemezdik. Kurduğu analojideki önemli bir hata, bilimsel bilgi üretiminin kitlesel siyasi tercihlere göre çok daha kontrollü olduğunu ve bunun verilen kararların güvenilirliği üzerine etkisini göz önüne almamasıydı.

Daha sonra bu analoji üstüne düşünürken, aslında Yılmaz'ın bana kendimi derdimi anlatmak için çok değerli bir fırsat verdiğini farkettim. O da analojiyi kullanırken farketmemişlti belki, ama kendi analojisiyle benim haklılığımı onaylıyordu: Çünkü, evet, demokrasilerde çok oy alan partileri beğenmek zorunda değildik, ama aklı başında, demokrasiye, hukuka saygısı olan hepimiz çok oy alanların hükümet etme hakkının demokrasi dışı yöntemlerle ellerinden alınmasına hiç de sempatiyle bakmıyorduk. İşte bu gözlemi, evrim kuramına ve dolayısıyla bilimsel topluma karşı oldukça haksızlık edildiğini düşündüğüm bu sitede, Darwinist etiketi yapıştırılan insanların bilime siyasi müdaheleye neden bu kadar tepkili olduklarını açıklamak, bu toplumun bugünlerde hassas olduğu bir konudan yararlanarak onlardan empati talep etmek istedim.

Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu, ama cumhurbaşkanlığının engellenmesi için çevrilen dolaplar henüz bitmedi. Önceki mecliste seçilmesi için yeterli çoğunluk varken, hukukla oynanarak seçilmesi engellendi. Ordu, politikaya müdahele ederek siyasi iktidarı uyardı. Toplum, haklı olarak buna tepki duydu, seçimlerde belki bunun da etkisiyle partisi hatrı sayılır bir çoğunluk elde etti. Buna karşın, Gül'ün cumhurbaşkanlığına yönelik halkın tercihini beğenmeyenler, hatta hiç hazmedemeyenler oldu. Olabilir. Ama daha da ileriye gidildi. Gül'ün cumhurbaşkanlığının demokrasi dışı yöntemlerle engellenmesini talep edildi, bununla ilgili girişimlerde bulunuldu. Allah'tan bu girişimler şu ana kadar başarısız oldu ve demokrasimiz kör topal devam ediyor. Fakat bu süreçte Gül'e ve partisine yakınlık duyan kitlelerin bütün bunlara karşı duyduğu öfkeyi, haksızlığa uğramışlık ve engellenmişlik (frustration) duygusunu çok iyi anlıyorum.

Çünkü, kendi çalışma alanımda, buna çok benzer bir müdahalenin 25 yıldır ülkeme egemen olduğuna şahitlik ediyorum. Hem de Gül'e yönelik komplodan çok daha başarılı bir müdahele. Konu, evrim kuramının kamuoyu nezdindeki yeri ve Türkiye'deki biyoloji eğitimi. Şimdi bu konudaki mevcut durumu, bugünkü laik-İslamcı geriliminden metaforlar kullanarak anlatacağım. Kurduğum analojilerin ne kadar hakça olduğu konusunda takdir sizin. Eğer biraz olsun elinizi vicdanınıza koyup düşünmenizi sağlayabilirsem, o benim için yeterli olacak. Gül dışındaki bütün isimler hayalidir.

Biyolojide, Abdullah Gül'ün oy oranı onyıllardır %99. Türkiye'de 25 yıl önce bir darbe (işin komik tarafı buradaki darbe metaforu gerçek bir darbeye, 12 Eylül'e tekabül ediyor) yapıldı. Gül, cumhurbaşkanlığı koltuğunda kenara çekilerek, koltuğunu %0.01 dolayında oy alan Batı Kerinçep ile paylaşmaya zorlandı. Kerinçep'in daha önce iktidarı ele geçirmek için demokrasi dışı yöntemlere başvurduğu da biliniyordu. Darbe sonrası anayasayı hazırlamakla görevlendirilen hukuk profesörü Zabit Katanoğlu, hazırladığı raporda halkımızda Kerinçep'e yönelik büyük sempati olduğunu, Gül'ün toplumda hiçbir itibarının kalmadığını, batı toplumlarınının da Kerinçep'e çok derin sevgi beslediklerini iddia etti. Bunlar gözönüne alınarak, anayasa yeniden yazıldı ve bütün gelişmiş ülkelerin anayasalarında bahsi geçen insan hak ve özgürlükleri anayasadan tamamen çıkarıldı. Zabit Katanoğlu, üniversitedeki kürsüsünde yıllarca Kerinçep'in ideolojisini hukuk dersi adı altında okuttu. Yıllar sonra, üniversitelerin merkezi yönetimi siyasi tavır değiştirince demokrasi karşıtı faaliyetleri bahane edilerek Katanoğlu üniversiteden uzaklaştırıldı. Laiklik savunucuları, kendisini demokrasi şehidi ilan ettiler ve üniversiteden uzaklaştırılmasını ülkemizde laiklere yönelik baskının açık bir örneği olarak gösterdiler.

Bu esnada Gül'ün toplumun ezici çoğunluğunun tercihi olduğunu, cumhurbaşkanlığını onun hakettiğini söyleyenler kovuşturmaya uğradılar. Darbeden yıllar sonra, 700 aydın bir araya gelerek demokrasinin gereğinin kamuoyu tarafından tercih edilen Abdullah Gül'ün tek başına cumhurbaşkanı olması olduğunu dönemin daha demokratik gözüken genelkurmay başkanlığına bildirdiler. Genelkurmay başkanı, halkımızın cumhurbaşkanlığı konusunda birden fazla tercihinin olduğunu, koltukta cumhurbaşkanlığı için adı geçen herkesin hakkının olduğunu beyan etti. Bu sırada, Genelkurmay'ın hukuk danışmanı, jeolog Cemal Şenbak, dilekçeci 700 aydını Kerinçep'in demokratik haklarını elinden almaya çalışmakla suçladı ve bu tavrı demokrasi savunucusu aydınların Atatürk'e ve laikliğe olan tahammülsüzlüklerine bağladı. Şenbak'a göre bütün dünya hızla Gül'den vazgeçiyor, muteber İslam alimleri Kuran-ı Kerim'i daha iyi anladıkça kendilerinin ve eşlerinin başını açmaya karar veriyorlardı. Artarak, ülkenin liberal laikleri Kerinçep'çilik konferansları düzenlemeye başiladılar. Aralarında tek ilahıyatçı olmayan konuşmacı gruplarıyla başörtüsünün İslam alemi tarafından hızla terketmekte olduğunu, Kerinçep'in toplumda büyük sevgiyle karşılandığını, Gül'ün halka kendisini dayattığını, demokrasinin gerçek temsilcisinin Kerinçep olduğunu iddia ettiler. Liberal laikler, toplumun tercihinin Gül olduğunu savunanlarca eleştirildiklerinde, kendilerinin Türk Soğu dergisinden farklı olduklarını, onları eleştirdiklerini iddia ederek kendilerini savundular. Onlara göre, halkımızın Gül'e yönelik sempatisi şeriatçı önkabulden kaynaklanıyordu. İşin ilginç yanı, Türk Soğu dergisi tarafından Gül'ü yıpratmak için cafcaflı kitaplara basılıp halka bedava dağıtılan kitaplardaki argümanların çoğu, Türk Soğu dergisinden farklı olduklarını ileri süren liberal laikler tarafından da aynen tekrarlanıyordu.

Evet, yukarıdaki senaryo oldukça gerçeküstü. Umarım en ufak bir benzerini bile yaşamayız. Yalnız profesyonel olarak biyoloji ve evrim kuramıyla ilgilenen ve dünyadaki literatürü takip eden bir insan olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Yukarıdaki tiyatro bu ülkede 25 yıldır biyoloji eğitimi ve evrim kuramı konularında aynen sergilenmektedir. Bu senaryodaki rolünü beğenmeyen arkadaşların gönüllerini incittiysem özür diler, sadece ellerini vicdanlarına koyarak haklı olabileceğim ihtimalini birkez olsun gözden geçirmelerini dilerim.

Not: 1. Bu yazıya ilham kaynağı olan fikri verdiği için Türker Yılmaz'a teşekkürler.
2. Bu yazi Derin Düşünce adlı sitede konuk yazar olarak yayınlanması amacıyla kaleme alındı.

3 yorum:

Unknown dedi ki...

Durum aynen dediğiniz gibidir.
Şimdi iyi gidiyorlar ama tutarlı bir demokratik tutumları yok. Demokrasi ve özgürlüğü o kadar ağızlarına almalarına rağmen bunun uygulamaya yansımaması ve sadece kendı konumları ile ilişkili olarak bu sözleri sarfetmeleri biraz gösteriyor gibi durumu.

Adsız dedi ki...

İsmi lazım değil der ki;

Tabiki fuat bey,

Tek demokrasi ve özgürlük taraftarı sizsiniz değil mi?

Dindar, muhafazakar kesim asla özgürlükçü veya demokrat olamaz; değil mi?

Hatta baskı ve yasak uygulamalarına maruz kalan dindarlar, muhafazakarlar(herneyse) en ufak bir özgürlük veya hak elde ettiklerinde onlara baskı ve yasağı reva görenlere aynı şekilde muamele ederler; öyle mi?

...

Gördük ülkenin "demokrat"larını, "aydın"larını...

Yıllardır ağızlarından demokrasiyi düşürmeyen soscuları, sosyal demokratları, devrimcilerini, Atatürkçülerini, Kemalistlerini vs. vs. gördük efendim gördük.

Dindarların kendileri gibi ikiyüzlü çıkacağını hayal ediyorlarsa çok yanılıyorlar.

Cevap beklemiyorum, çünkü bu siteye ve bu yazıya tekrar döneceğimi hiç zannetmiyorum.

Belki aylar sonra bir daha göz atarım ama bu yazıyı bulmak için zaman kaybedemem.

Yorum yazarken epece zaman kaybettim zaten.

Adsız dedi ki...

Tek demokrasi ve özgürlük taraftarı sizsiniz değil mi?
Tekini ciftini bilmem, ama oyle olmaya calisiyorum. Celisen bir duruma da dusmemeye calisirim, celiski goturmeyecegini bildigimden.

Dindar, muhafazakar kesim asla özgürlükçü veya demokrat olamaz; değil mi?

Yok oyle toptanci bir iddia yok da, bizim muhafazakar kesimler icersinde pek demokrasi ve ozgurlukcu egilimlerin olmadigini bilecek yasta ve bastayiz isimsiz bey. Birbirimize palavra atmanin alemi yok, goz var nizam var, hersey meydanda, ayda yasamiyoruz. Demokrasi, ozgurlukculuk herseye marka/etiket olacak kadar lackalasmadi daha.

Bu muslumanlara zulum iddiasinin da artik cekilecek bir tarafi kalmadi. Bu ulkede muslumanlara zulum filan yapildigi yok, birakalim artik demagojik palavralari. Turban olayi ise baska tonlarca olay gibi bir hak gaspidir, benzerleri olurken bu ozgurlukcu demokrak muhafazakarlardan cit cikmiyordu, toptan olarak! Size gelince "zulum" olmus olmuyor otomatikman.
Ona buna zulum dersek, polis copuyla tecavuz edilenlere, kalorifere kelepcelenip uzeri pisletilen ogrencilerin durumuna verecek ad bulamayiz. Dilimizi bu kadar genis kullanmayalim. Bu ozgurlukcu demokrat muhafazakarlarin partisi AKP de iktidardadir efendim. Goruyoruz demokrasi ve ozgurlugu.

Ben arada ugrarim bu siteye, diyecek baska birseyiniz olursa ilgilenip cevap veririm.